22 Mart 2010 Pazartesi

Millet Her Bahar Aşık Olur,Ben Nedense Kilo Alıyorum!


Hayatımın hiçbir döneminde filinta gibi,incecik,fit bir hatun olmadım.İstedim,orası ayrı.Yani istedim de olamadım.Ha çok fena sayılmam,obez değilim en azından ama ne bileyim...Öyle rejim filan yapabilen bir de bünye değilim.Sağlıklı beslenme gayretim okulda kepekli ekmekle yapılmış sandviç yiyip diet kola içmekten öteye gidemiyor.Ama şu bir gerçek ki ben her bahar ipin ucunu kaçırıyor ve illa ki kilo alıyorum.Neden mi?Nedeni basit;final sınavları!
Hukuk fakültesinde finalleriniz mayıs ayındaysa nisan başı çalışmaya başlarsınız.Bir de 'akademik' olmak varsa işin içinde mart başı sarar kaba etlerinizi final heyecanı.Hukuk fakültesinde final demek okunacak binlerce sayfa döküman ve masa başında geçirilen çokça saat demektir.Öyle ki sandalyede oturmaktan dötünüz dümdüz olur,Notre Dame'ın kamburunu yanınıza stajyer alacak hale gelirsiniz.Gündüzden akşama,akşamdan geceye uzayan çalışma saatlerinde cips kankanız,kola anneniz ve çikolata da anti-depresanınız oluverir.Hukuk eğitimi bütün yaşam enerjinizi sömürdüğünden hayattan aldığınız bütün zevk yemek yemek üzerine kurulur ki bu gastronomik bir zevk de değildir üstelik.Ne bulursanız hayvan gibi yersiniz,çok afedersiniz.(Misal ben bugün 1 kilo portakalı yemişim.Hayır nereden biliyorsun 1 kilo olduğunu derseniz,sabah almıştım daha.Öğlene doğru bitti portakal.)Bim'e Dia'ya dadanır,ne kadar ucuz abur cubur varsa eve istiflersiniz.Ulan zannedersin savaş çıkacak!Ya da kış uykusuna filan yatacaksınız,semiz bir ayı gibi.Acı dolu sabahlamalarda içilen kahvenin de haddi hesabı yoktur üstelik.Bu sürecin sonunda kabartma yöntemiyle hazırlanmış haritalar gibi bir döte ve baldırlara sahip olmanız da kuvvetle muhtemeldir.(Kabartma yöntemli haritalar bilgisi için;sağolasın Öss kafası!)
Bir de 'gece öğünleri' vardır ki bu final dönemlerinin,en fenası da odur.O saatte yiyip bütün o abur cuburu g.te göbeğe sıvasanız hem hazmetmekle uğraşmazsınız,hem de zamandan tasarruf edersiniz.Zira hepimizin gideceği yer belli!Gece gece boşuna uğraştırmayalım kendimizi.

Sen de mi Sevgili Sezen?




Gittim,yerinde inceledim.Ada vapuru yandan çarklı filan değil!Bunca yıl kandırılmışız resmen!Nasıl hayal kırıklığına uğradım,anlatamam.Sen de mi sevgili Sezen?Sen de mi?
Hayır zaten gecenin dört buçuğunda yatıp sabahın sekiz buçuğunda boru gibi ergen sesiyle uyandırılmışım,daha gözümün çapağını silemeden kendimi vapurda buldum,hayal kırıklığım daha da derin oldu.Artık gözlerimin davul gibi şişip Uzak Doğulu gözüne dönmesinden midir bilemem ama simitçi,kahveci ya da gazozcu da göremedim ben.Gerçi simit geveleyen birileri vardı ama onlar da hazırlıklı gelmiş çakallar.Bir tek çaycı vardı bir de şu gudubik portakal sularından.Ama onlardan Karaköy vapurunda da var,ne yapayım öylesini?Neyse,Allah'tan kısa sürdü yolculuk da Ada'ya indik.Sabahın o saatinde in cin top oynuyor tabii.İlk iş bisiklet kiralamak oldu.Oldu da iyi bok oldu.Salak insan,sen ki 10 yıldır iki tekerli araç üzerinde muvaffak olabilmiş değilsin nene gerek gümüş zurna?Neyse biraz sağa sola yalpaladıysam da sonunda denge kurmayı başardım.Ama o da nesi?Haydaa!Bu çatur çutur sesler benim dizlerimden mi geliyor?Ulan daha senin yaşın kaç başın kaç?Bir dizlerimi ovalaya ovalaya pofurdanmadığım kaldı yaşlı nineler gibi.Hani o halimi görse İETT direk 65 yaş üstü kartı verirdi bana,hiç olmazsa her yıl akbil yenileme eziyetine katlanmazdım.Anca yokuş aşağı salıyorum kendimi ama onda da parmaklarımı frenden kurtaramıyorum,zira ben bir kontrol manyağıyım evet.Ama o yokuşlardan birinin sonunda ilk Ada flörtümü edindim efenim,5 yaşlarında bir sümüklü oğlanla karşılıklı el sallaştık.Bir de bu bisiklet denen hede vahşi hayvan gibi mübarek;bir yakaladı eşofmanın paçasını,bir daha da bırakmadı.Lime lime oldu yemin ederim o paça.Babam da 'Kızım sıvasana paçanı!' deyip duruyor.Ah ulan ah,diyemiyorum ki 'Baba ben o paçayı sıvasam ortaya çıkacak manzara sonucu siz burada beni doğal ortamıma salar gidersiniz!'Sonuçta olan kadınlık gururuma olacağına,eşofman paçasına oldu tabi.Varsın olsun,n'apalım.Allah başka keder vermesin.
Yalnız sabah sabah Road Runner hızıyla hazırlanınca doğru düzgün kahvaltı da edemedim,bisikletin tepesinde çevir babam çevir,iyiden iyiye midem kazındı benim.Tamam,az buçuk etine dolgun olabilirim,yaktığım kaloriyi de cebimden yakıyorum ama bu kadarı da fazla!Attık tabii kendimizi bir kır kahvesine,usta bize birer kaşarlı tost!Kaşar gelmemiş daha.Çocuğu göndermişler,birazdan gelecekmiş.Ne yapalım bekleriz.Gelirse gelir,gelmezse ben zaten serçe parmaktan kendimi kemirmeye başlayacağım bu gidişle.Biz önden çayları içerken birden iki adet başıboş at peydah oldu.Kahvenin civarında koşturup duruyorlar,kişniyorlar filan.Bir tane de uyuz köpek var,kıl oldu bunlara,hırlayıp duruyor.Aha dedim,iş iyice Survivor havasına büründü.'Usta,bizim tostlar iptal!' diye bağıracaktım az kalsın,zira birazdan yarışma gereği atları kesip mangal yapacağız gibi geldi bana.Allah'tan ben atlara hamle yapmadan evvel bizim tostlar geldi de elimi kana bulamaktan kurtuldum.Tam Allah ne verdiyse yumulacağım tosta,sıcak sıcak misler gibi,az evvel yan masada ikamet etmekte olan konsomatris kedi bizim masayı da şereflendirdi.Bacaklarıma sürünmeler,mırıldanmalar.Bende tık yok tabii,kedi milletini severim ama senin gibi başka masalarda sürtüp sürtüp bana 'Sen ilksin,valla bak.' ayakları çeken hatunlara karnım tok yavrum.Ama kedi mafyöz çıktı bildiğimiz;baldırımda iki adet pati,hamur yoğuruyor sanki mübarek.(Sonra aynısını kardeşimde de denedi ama benim baldırları daha podur pofur bulduğundan olsa gerek bende karar kıldı.)Hayır cilve yapsa yine iyi,bildiğin çaktırmadan tırmalıyor yelloz.Çoktan soğumuş çayımla ıslatmayı da düşündüm kendisini ama sonunda o önüne attığım birkaç lokmayı kemirirken ben tostu jet hızıyla yuttum ve sorun da çözüldü.Sonra da yola devam ettik zaten.
Aya Yorgi'ye doğru giderken durum fena,faytonların o bok kokusu gittikçe yoğunlaşıyor.Bir de millet para verip kokluyor ya bu boku,ben onu hiç anlamıyorum.Ayrıca ben bisikletimle kıyıdan kıyıdan,yavaş yavaş ilerlerken beni ezmeye yeltenen bir kısım fayton şoförünü de buradan kınıyorum izninizle,o sıra geçmişlerini aklımdan geçirdim ama yetmedi demek ki.
Aya Yorgi'ye çıkan o yokuş insanın anasını ağlatmaya tek başına yetiyor,üstelik kilise de göt kadar bir şeymiş.Oradan da bir hayal kırıklığı yaşadım mı ben sana!Hayır,bir de dilek anahtarı muhabbeti var ki annem o bijuteri marifetlerini yakamıza taktırmak suretiyle sünnet çocuğuna çevirmiş,bir de dileklerim kabul olmazsa ben o anahtarları...Neyse,Allah'tan sustum.Çarpılırız marpılırız Allah korusun(!)Eğer dileğin kabul olursa o anahtarı getirip kiliseye bırakıyormuşsun.Kiliseye gelemiyorsan da denize atıyormuşsun.Valla benim dilekler kabul olursa o anahtarları Kadıköy rıhtımdan sallarım denize.Bir daha kim çıkacak o yokuşu?
Bir de dilekleri yazıp attığınız bir kutu var ki kimileri olduğu gibi atmış,sen de dışarıdan güzel güzel okuyorsun.Dilekleri okuyup okuyup dalga geçen bir grup gerzek vardı ki onları budaklı meşe odunuyla dövmek benim en büyük dileğim oldu o an.Neymiş,kızın biri 'Fiziğim güzel olsun.' yazmış.Oğlum o kız madem bu kadar hevesli,her hafta buraya ine çıka zaten taş gibi olur,sen de arkasından salya akıtırsın gerzek!(Burada yazar insanların inançlarıyla dalga geçilmemesi gerektiğine vurgu yapıyor,ivet.)Bir de burada dilek dilemek için o namlı yokuşu eşeklerle çıkanlar var ki 'Allah akıl fikir versin.' diyorum.Zaten evinde,iş yerinde,orada burada her yerde otura otura kafanla yarışır olmuş kıçın,bir de o küçücük hayvanın üzerine Büyükada sultanı havasıyla kuruluyorsun.Ayıp be ayıp!O eşekler taşımasın,tepsin seni e mi!(Neyse,tamam sakin olalım.)
Biz Ada'nın tepesinde,medeniyetin uzağında bu saatleri geçirirken meğer herkes bir sonraki vapurla Ada'ya akın etmiş.Bir aşağı indik ki adım atacak yer yok!Güç bela kıçımızı koyacak birer sandalye bulduk ve biraz mezeyle birer bira içtik.Sonra dondurma ve sonra lokma tatlısı.Aya Yorgi'ye çıkarken epey kalori yakmıştık,değil mi?Aya Yorgi yattığı yerden götüyle gülüyor sana sen o dondurmayı yalarken,haberin olsun.
Sonrasında bisikleti teslim etmek,bu kez ters istikamette ve yine yandan çarklı olmayan bir vapura binmek,annenin omzunda uyuyakalarak hala birilerinin çocuğu olmanın lüksünü yaşamak ve bisiklete binmekten ağrıyan bir kıç.
Bu da böyle bir anımdır işte.

Allah'ım sonunda benim de bir blogum var!

Yıllar yılı şahane bloglar yazan insanları görüp görüp özenen ben baharın bu ilk güzel gününde aha da blog yazarı oldum.Aslına bakarsanız daha önce cami avlusuna bırakıp kaçtığım birkaç blog oldu ama onları yolda görsem yüzümü çeviririm,o derece yani.Bakalım, bir bahar aşkının meyvesi olan bu blog da onlardan biri olup çıkmaz inşallah.Bekleyip görüciiz.(Aman diyim 'Du bakalım yazabilecek mi yazamayacak mı?' kafasıyla bu şıngır şıngır bahar havasını bilgisayar başında harcamayın.Bu havada eve tıkılıp kalan tek manyak benim ve rakip istemiyorum!Hadin iyi gezmeler.)